20 May 2017

Elin Oğlu'ndan Türk Tarihine Dair Notlar!

Bir kaç sene öncesinin sevilen programlarından atv'de yayınlanan "Elin Oğlu"nu bilmeyen çok azdır. İşte o ekipten İtalyan Danilo Zanna ve İspanyol Manuel Reina'nın YouTube kanalında yayınladıkları bir videodan yola çıkarak Türk tarihine ve Avrupa'daki Türk tanımına bir geri dönüş yapacağız.
Elin Oğlu'ndan Türk Tarihine Dair Notlar
İspanyol Manuel Reina(solda) & İtalyan Danilo Zanna(sağda)

24 Şub 2017

"Payitaht Abdülhamit" Dizisi Ayrıntılı İlk Bölüm Eleştirisi

payitaht-abdulhamid-ayrintili-ilk-bolum-elestiri
Payitaht Abdülhamid TRT 1'de başlıyor.
TRT 1'in yeni efsanesi Payitaht Abdülhamit dizisi 24 Şubat Cuma akşamı başladı. Dizi Osmanlı'nın son dönemlerine damgasını vuran Sultan II. Abdülhamid'in son 33 yılını konu alıyor. Kategoriler halinde gelin dizinin ilk bölümünün ayrıntılı bir eleştirisini yapalım.

NOT: Bilmeyenler için Payitaht: Başkent demektir ve o dönemde İstanbulla özdeşleşmiştir.

Payitaht Abdülhamit Dizisi Oyuncuları ve Ana Karakterleri

Sultan Abdülhamid - Bülent İnal

sultan-abdulhamid-bulent-inal
Sultan Abdülhamid rolünde Bülent İnal'ı görüyoruz.
Sultan II. Abdülhamid Han, 1842 yılında doğmuştur. Sultan Abdülmecid'in oğludur. Yıldız Sarayında kendi otoritesini kuran padişah, baskıcı ve tutumlu bir siyaset izlese de bu siyaset sayesinde hem 33 yıl hükümdarlık yapmış, hem de Osmanlı Devletini 50 yıl kadar daha ayakta tutarak muazzam bir zeka ile yönetim örneği göstermiştir. Bunun yanında istihbarat ve sanayileşmeye önem vermiş, batının sadece ilim ve fennini almayı benimserken kültür ve dinini reddetmiştir. Dizi boyunca bir yanda İngiltere sevdalısı ve Hürriyet yanlısı Mahmut Paşa ile uğraşırken diğer yandan Osmanlıyı parçalamak isteyen İngilizler ve İsrail'i kurmak isteyen Yahudilerle de çetin bir savaş içerisine girecektir.

Mahmud Paşa - Hakan Boyav

payitaht-abdulhamid-mahmud-pasa
Mahmud Paşa rolünde Hakan Boyav'ı izliyoruz.
Mahmud Paşa hırslı ve İngiltere yanlısı bir Osmanlı Sadrazamı. Yaptığı pek çok hataya rağmen siyasi nedenlerle sadaret(sadrazamlık) makamına getirilen Mahmud Paşa, bu makamda iken İngilizlere yaranmaya çalışan ve hürriyet ile meşrutiyeti Osmanlıya getirerek onu yeniden ayağa kaldırabileceğine inanan hırslı, vurdumduymaz, aç gözlü ve kibirli bir karakterdir. İngilizlerin gözüne girmek, Meşrutiyeti yeniden getirmek için yapmayacağı kötülük ve hainlik yoktur, dolayısıyla İngilizlerle sürekli irtibat halindedir. Onu dizi boyunca onu İngilizlerin bir dediğini iki etmeyen, kendi hırsları ve kibri için ihaneti dahi göze alan bir çizgide göreceğiz.

Bidar Kadın Efendi - Özlem Conker

payitaht-abdulhamid-bidar-kadin-efendi

Şehzade Abdülkadir - Can Sipahi

payitaht-abdulhamid-sehzade-abdulkadir

Theodor Herzl - Saygın Soysal

payitaht-abdulhamid-theodor-herzl

Kolağası Celal - Umut Kurt

payitaht-abdulhamid-kolagasi-celal

Seniha Sultan - Selen Öztürk

payitaht-abdulhamid-seniha-sultan

Tahsin Paşa - Bahadır Yeşiloğlu

payitaht-abdulhamid-tahsin-pasa

Hatice Sultan

payitaht-abdulhamid-hatice-sultan

Ömer

payitaht-abdulhamid-omer

Yusuf

payitaht-abdulhamid-yusuf

Hiram

payitaht-abdulhamid-hiram

Yapım Bilgileri

payitaht-abdulhamid-yapim-bilgileri
Payitaht Abdülhamid dizisinin setinden bir görüntü.
Payitaht "Abdülhamid", yönetmenliğini Serdar Akar'ın ve senaristliğini Uğur Uzunok'un yaptığı tarihi-kurgu türünde dizidir. Dizinin çekimleri Kocaeli Seka Film Platosunda yapılmaktadır. TRT’nin Filinta dizisinin sanat yönetmenliğini de yapan Y Production ile ortak yapımını üstlendiği Yusuf Esenkal ve Serdar Öğretici'nin ortak olduğu ES Film’in yeni projesi Payitaht- Abdülhamid'in çekimleri, İzmit'teki Seka Film Platosunda döneme uygun hale getirilen setlerde çekiliyor. Platoda ayrıca, Abdülhamit'in saltanatını idame ettiği Yıldız Sarayı'nın bazı bölümleri de birebir inşa edildi. Dönemin diğer pek çok kahramanının da, kurgu ile yer alacağı dizide, plato dışında, çeşitli tarihi yerlerle birlikte İstanbul'da Yıldız, Dolmabahçe ve Eyüp bölgeleri ile Yalova ve İzmit'te de dış çekimler yapılacak.

Sahne Çekimler ve Mekanlar

payitaht-abdulhamid-sahne-cekimleri-ve-mekanlar
Dizide Yıldız Sarayı dekorları ve ışık açıları göz dolduruyor.
Yukarıda dizide Yıldız Sarayının bazı bölümlerinin birebir kopya edilerek set oluşturulduğundan bahsetmiştim. Bu anlamda hem Yıldız Sarayının dış animasyonu hem de iç mekanları olarak gayet gerçekçi olduğunu ve sırıtmadığını söylemek mümkün. Ayrıca savaş sahneleri, kıyafetler, sufilerin zikir ayinleri ve üniformalara kadar en ince detayların bile dizide düşünüldüğü gözden kaçmıyor. Kullanılan dilin biraz daha Osmanlıca ağırlıklı olması benim tercihim olurdu ancak bu halde bile saçma ve mantıksız görünmediğini belirtmek gerekiyor. Dövüş sahneleri biraz yapmacık gelse de çok büyük bir ayrıntı olarak durmuyor. 

Dış mekan çekimlerinde de gerçekten büyük bir iş ortaya çıkarıldığı, dönemin payitahtı İstanbul'un o nostaljik havasının diziye katılabildiği de diğer gerçeklerden. Sanat Yönetmeni Filinta dizisinde olduğu gibi bu dizide de harika bir iş çıkaracağa benziyor.

Tarihi Gerçeklik

payitaht-abdulhamid-tarihi-gerceklik
Dizide Sultan Abdülhamit Han'ın canlandırılması gayet gerçeğine yakın seyrediyor.
Elbette dizi olunca her şeyin tarihe birebir uyumlu olmasını beklemek haksızlık olur. Bu belgesel olsaydı pekala bunu söyleyebilirdik. Ancak burada dizinin ilk bölümünü tarihi gerçeklik üzerinden eleştirmek gerektiğini düşünüyorum. Öncelikle tarihi-kurgu olan bir diziye göre genel anlamıyla tarihi gerçekliklere bağlı kalındığını, hatta ilk bölümde pek çok ince ayrıntının da güzel işlendiğini söyleyebilirim. 

İlk bölümde dizinin Sultan Abdülhamid'in saltanatının son 13 yılını anlattığını belirtmiştik. Bu döneme bakarsak Mahmud Paşa'nın çok da yanlış tasvir edildiğini söylemek doğru olmaz. Hicaz Demiryolu için herhangi bir girişimi olup olmadığı tam olarak bilinmese de aşırı derecede İngiltere sevdalısı, İngiliz hayranı ve tıpkı onlarda olduğu gibi Meşrutiyet hastası olan bir adamdı. Gerçek adıyla Mahmud Celaleddin PaşaMeşruti Demokrasinin Osmanlıyı güçlendireceğini sanarak büyük hayaller kuruyor ve bu hayallerinde kendini, kurulacak ikinci bir demokrasi modelinin tek idamecisi ve Başbakanı olarak görüyordu(Tıpkı Mithat Paşa gibi). İngiltere zaafiyeti isteyerek veya istemeyerek kişisel hırslarının da etkisiyle onu sürekli yanlış yollara sürüklüyordu. Meşruti demokrasi tek etnik kökene sahip uluslar için doğru bir tercih olsa da Osmanlı devleti gibi çok uluslu bir devlet için tam anlamıyla parçalanmak demekti.

Dizinin geçtiği dönemde Theodor Herzl olarak adlandırılan karakter de gerçekte ilk politik siyonist olarak bilinen gazetecidir ve Tevrat'ta geçtiği iddia edilen "vadedilmiş topraklar" olan Kudüs'te bir İsrail Devleti kurmak için çabalamıştır. Dizinin gelecek bölümlerinin senaryosunu açığa çıkarmamak adına burada daha fazla ayrıntıya girmiyorum.

Bir diğer gerçeklik de tahkikat günlükleri olan Jurnallerdir. Abdülhamid Han devletin içerisinde ve dışarısında olan biten hemen her şeyi bu jurnaller vasıtasıyla edinmiştir. Ayrıca çokça gazete, dergi kitap okuyan padişah yurt dışında çıkan tüm gazeteleri getirtir okur ve arşivlerdi. Bununla birlikte fotoğrafçılığa oldukça ilgisi vardı. Ve dizide de bahsi geçtiği gibi ahşap oymacılığını çok severdi. Dizinin ilk bölümünde bahsedilen İngiliz ve ihtilal yanlısı Meşveret gazetesinde Mahmud Celaleddin Paşa'nın kalemi olduğu hatta bir dönem gazeteyi kendisi bastırdığı da bilinmektedir. Sultan Abdülhamid'in Hint Müslümanlarını İngilizler aleyhine halifelik üzerinden yönlendirme çabaları da doğru ve gerçekçidir. Gerçekten de İngilizlerin en büyük amaçlarından birisi Halifelik makamını yıkarak tüm İslâm aleminin bir araya gelebilmesini ve tek yumruk olmasını engellemekti.

Son olarak dizinin bir tarihi-kurgu olduğunu tekrar hatırlatmak istiyorum. Umarım Sultan Abdülhamit'i bundan sonra da çok daha iyi anlatabilir.

14 Şub 2017

En İyi 10 Google Chrome Eklentisi

en-iyi-google-chrome-eklenti
Chrome dünyanın en çok kullanılan tarayıcısı.

Google Chrome, dünyanın en çok kullanılan web tarayıcısı olarak büyük bir kitleye hitap ederken, tarayıcı eklentileri de kolaylık ve kullanım açısından bir o kadar önem taşıyor. Bu yazıda benim de bizzat sürekli kullandığım En İyi 10 Google Chrome Eklentisi'ne yer vereceğim. Sizin de işinize yarayacak eklentiler bulacağınıza emin olabilirsiniz.

1. Veri Tasarrufu

google-chrome-veri-tasarrufu-eklenti
Veri Tasarrufu eklentisi mutlaka her Google Chrome tarayıcısında olması gereken bir uygulama. Uygulama Google tarafından Chrome için özel olarak geliştirilmiş ve daha önce Opera gibi tarayıcılarda gördüğümüz veri tasarrufunu daha ilgi çekici ve basit hale getirirken, daha az kayıpla daha çok veri tasarrufu yapabilmenizi sağlıyor. İşe yaradığını da rahatlıkla söyleyebilirim. En güzel tarafı da sizin eklentiyi indirmek dışında herhangi bir şey yapmanız gerekmiyor. Örneğin ben son 3 ayda bu eklenti sayesinde Google Chrome üzerinde 21GB veri tasarrufu yapmışım. Ülkemizde AKN(Adil Kullanım Noktası) denilen saçmalığı düşündüğümüzde sadece Google Chrome üzerinden elde edeceğiniz bu kota tasarrufu bile interneti aktif kullanan kullanıcılar için bir nimet özelliği taşıyor.

2. WhatsChrome

google-chrome-whatschrome-eklenti
Bir yandan bilgisayar üzerinden işlem yaparken diğer yandan WhatsApp uygulamasıyla arkadaşlarınızla ve sevdiklerinizle konuşmak istediğinizde sürekli telefonu elinize alıp geri bırakmak bazen çok bıkkınlık verici olabiliyor. WhatsApp'ın halihazırda web sitesi üzerinden kullanılabilen bir sürümü olsa da çok da kullanışlı olduğu söylenemez. Bu durumda üçüncü taraf uygulaması Chrome eklentisi WhatsChrome imdadınıza yetişiyor. Eklenti küçük bir uygulama gibi çalışıyor ve WhatsApp üzerinden yapabildiğiniz hemen her şeye erişebilmenizi sağlıyor. WhatsApp'ı çok kullanan biri iseniz ve aynı zamanda Google Chrome üzerinde çok vakit geçiriyorsanız WhatsChrome'u denemenizi öneririm.

3. Wikiwand

google-chrome-wikiwand-eklenti

Benim gibi Vikipedi'yi çok kullanan biri iseniz Wikiwand Google Chrome eklentisi tam size göre. Wikiwand, Vikipedi'ye farklı bir çekicilik ve güzellik katarken, aynı zamanda daha hoş bir kullanıcı arayüzü ve daha kolay kullanım sağlıyor. Yapmanız gereken sadece eklentiyi tarayıcınıza kurmak. İnternet üzerinden herhangi bir Vikipedi maddesine gitmek istediğinizde eklenti sizi kendisinin optimize ettiği Wikiwand sayfasına yönlendiriyor. Görselliği ve kullanışlı arayüzü ile eski Vikipedi'yi artık aramayacağınıza bahse girerim.

4. Save to Pocket

google-chrome-save-to-pocket-eklenti
iOS ve Android üzerinden kaydedip daha sonra okumak veya incelemek istediğiniz içerikler ve web sayfaları için Pocket çok kullanışlı bir uygulama. Ancak web üzerinden aynı işlemi gerçekleştimek işkenceye dönüşebiliyor. Google Chrome tarayıcı için Save to Pocket uygulaması tam da bunu yapmanızı sağlıyor. Bu eklenti ile web tarayıcı üzerinden kaydetmek istediğiniz tüm resimler, yazılar, linkler ve videoları Pocket hesabınıza kaydedebiliyor ve daha sonra istediğiniz yerden görüntüleyebiliyorsunuz. Hatta uygulama kaydettiğiniz yazıları okuma modunda görüntüleyebilmenize, videoları direkt olarak hesabınız üzerinden izlemenize ve içeriklere etiket eklemenize izin veriyor.

5. Pushbullet

google-chrome-pushbullet-eklenti
Pushbullet bilgisayar kullanırken mobil cihazınıza gelen tüm bildirimleri masaüstünüze taşıyor. Aynı durum bilgisayarınız üzerinden mobil cihazlarınıza link, resim, video vb göndermeniz için de geçerli. Google Chrome için Pushbullet eklentisi mobil cihazlarınız ile masaüstünüzü tam bir uyum içerisinde kullanabilirsiniz. Eklentiyi tarayıcınız haricinde kullanmak istediğiniz mobil cihazlara da yüklemeniz gerekiyor.

6. Toby

google-chrome-toby-eklenti
Toby, Google Chrome tarayıcısında "Yeni Sekme" açtığınızda karşınıza çıkan basit içeriği zenginleştirmekte ustalaşıyor. Tarayıcıda yeni bir sekme açtığınızda daha önceden eklemiş olduğunuz sayfalar kategorize edilmiş ve görsel bir şekilde karşınıza çıkıyor. Chrome tarayıcıda üstte bulunan yer imlerinden daha kullanışlı ve görsel anlamda daha çekici olan Toby ile Google Chrome tarayıcınız çok daha kullanışlı ve düzenli olabilir.

7. Google Çeviri

google-chrome-google-ceviri-eklenti
Google Çeviri dünyamızın iletişim anlamında küçüldüğü bu günlerde hayatımızın pek çok anında yardımcımız oluyor. Bu yardıma web üzerinde ulaşmak ise translate.google.com adresini açmakla ancak mümkün olabiliyordu ki bu da çok hızlı bir yöntem değildi. Ancak Google'ın çeviri hizmetini tarayıcısı üzerinden eklenti olarak sunması bu soruna çok güzel, hızlı ve kullanışlı bir çözüm getirdi. Google Çeviri eklentisiyle herhangi bir kelime ya da cümleyi seçerek altta beliren çeviri logosuyla direkt olarak bulunduğunuz sayfada çevirisini görebilir, eklentinin sağ üstteki logosuna tıklayarak sayfanın tamamını çevirebilir ya da istediğiniz sayfada sağ tıklayarak "Türkçeye çevir" diyebiliyorsunuz. Google Çevirinin son güncelleme ile edebiyat metni düzeyinde çeviri yapabildiğini de eklemeyi unutmayalım...

8. AdBlock

google-chrome-adblock-eklenti
İnternet kullanımının dünyanın en ücra köşesinde yaşayan insanlara dahi ulaşabilmesi bu alanın pazarlama açısından da büyümesi anlamına geliyordu. Tabi ki bunun en büyük göstergesi de reklamlar. Artık her web sitesinde istemsizce bize gösterilmeye çalışılan binlerce reklama şahit oluyoruz. Peki bunu engellemek mümkün mü? Adblock ile mümkün. Bazı çevreler bunun etik dışı olduğunu söylese de kullanıcıları reklama boğmanın ne kadar etik olduğu önce tartışılmalı diye düşünenlerdenim. Neyse, konumuza dönelim; Adblock sayesinde hemen hemen tüm reklamlardan kurtuluyorsunuz. İster YouTube'da, ister başka herhangi bir sitede reklamın türü ve yeri neresi olursa olsun engelleyebiliyorsunuz.

9. I'm a Gentleman

google-chrome-i-am-a-gentleman-eklenti
Adıyla çok alakası olmasa da I'm a Gentleman bir resim kaydetme eklentisi. Bu eklenti ile resimleri kaydetmek için tek yapmanız gereken resmin üzerine basılı tutarak herhangi bir tarafa sürükleyip bırakmanız. Resmin anında indirme linki gelecektir. İsterseniz resmin üzerinde iken ALT tuşuna basılı tutarken resme tıklayıp da indirme yapabilirsiniz. Benim gibi web üzerinde çok fotoğraf kaydeden birisi iseniz mutlaka işinize yarayacak bir Google Chrome eklentisi I'm a Gentleman...

10. Google Keep

google-chrome-keep-eklenti
Keep, Google'ın ürünü olmasının da faydasıyla en mükemmel not tutma uygulamalarından birisi(bence en iyisi). Sade, basit ve kullanışlı tasarımı ile mükemmel uygulamalardan birisi olmaya aday. Keep'in Google Chrome uzantısı da mobil uygulamalarda bulunan tüm özelliklerini hatta daha fazlasını barındırıyor. Keep ile masaüstünüzde herhangi bir linki veya görüntüyü bu uzantı sayesinde Google Keep hesabınıza aktarabilirsiniz. Mobil uygulamalarda kullandığınız tüm özellikeleri tarayıcı eklentisi üzerinden de rahatlıkla yapabiliyor, daha sonra bunları diğer mobil cihazlarınızda da rahatlıkla görüntüleyebiliyorsunuz.

6 Şub 2017

Kusura Bakma Bebeğim Artık Prenses Benim(!)

Değerli okuyucular, öncelikle bu bir eleştiri yazısıdır. Bu yazı Gülse Birsel'in 5 Şubat 2017 tarihinde Hürriyet Gazetesinde yayınlanan "Kusura bakma bebeğim artık prenses benim!" yazısına karşı naziredir! O yüzden bu yazıyı okumadan önce o yazıyı okumanızı rica ediyorum...
gulse-birsel-albulhamit
Gülse Birsel yazısında; Sultan II. Abdülhamit, torunu Nilhan ve Osmanlı Hanedanını eleştirirken Cumhuriyet'e övgüler yağdırıyor.
Bu yazının başında Gülse Birsel'i değil, onun nezdinde -ona benzeyen- kafaları eleştireceğim. Zira aradan 93 yıl geçmesine rağmen, halen Osmanlıyı anlayamamış, hatta Cumhuriyet'i bile tam olarak anlayamamış bir nesil yetişmeye devam ediyor. Düşünceniz, hayata bakışınız, fikriniz, zikriniz ne olursa olsun bir diğerini öbürüne tercih etmek zorunda değilsiniz. Koskoca 93 yılda İbrahim Kafesoğlu'nun da dediği gibi "Tüm Türk tarihini tek bir bütün olarak" kabul edemedik! Göktürk ne kadar bizimse, Selçuklu, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti de o kadar bizim! Kağanlık ne kadar bizimse, Sultanlık, Saltanat ve Parlamento da o kadar bizim! Demokrasi bizimse Hanedan da bizim! Bumin Kağan ne kadar bizimse, Alparslan da Abdülhamit de Atatürk de o kadar bizim!
  Kısacası; BU TARİH BİZİM!
Cumhuriyet'i kuran kadronun tamamının bir zamanlar Osmanlı paşaları, askerleri veya siyaset adamları olduğunu hep unutuyoruz, keza onların Osmanlı topraklarında doğduklarını da! Eğer bu yazıyı yazmama neden olan Gülse Hanım da biraz tarihi anlasaydı(okumak değil) eminim bunu idrak edebilirdi. Aksine Cumhuriyet'i küçümseyenlere de bir kaç sözüm var;

Büyük Bilgin İbn Haldun'un da dediği gibi "Devletler de insanlar gibi doğar, yaşar ve ölür." kuralı gereği Osmanlı Devleti öyle ya da böyle resmi olarak tarih sahnesinden silinmişken biz neden elimizde kalan bu güzide rejime sahip çıkmayız? Halâ Osmanlı Devletinin tekrar kurulacağını düşünüyorsanız sizin için üzgünüm, çünkü -kurulsa bile- tek benzer yanı adı olacaktır. Türkiye Cumhuriyeti bize Osmanlı Devletinin son mirasıdır, zira kurulan tüm devletler kendinden öncekinin mirası üzerine inşa edilir; eğer Osmanlı Devletini seviyorsanız eksisi-artısı ile Türkiye Cumhuriyetine sahip çıkmalısınız. Çünkü elimizde başka ülke, başka devlet, başka toprak yok! Atatürk'ü sevmiyorsanız bile bu ülkenin kurucusu olarak saygı duymak zorundasınız, çünkü şuan bu yazıyı okurken bile onun kurduğu devletin himayesinde yaşıyorsunuz!
--------------------
Şimdi gelelim Gülse Hanım'ın yazısındaki satır başlarına...

Gülse Hanım bu köşe yazısını II. Abdülhamit'in beşinci kuşak torunu Nilhan Osmanoğlu'na yazmak istemiş ama -bilerek veya bilmeyerek- kalemini çok büyük tarihsel ve kültürel hatalara sürüklemiş. Burada Nilhan Osmanoğlu'na sözü getirmek istiyorum kısaca. Kendisi Osmanlı Hanedanı mensubu birisi olarak Cumhuriyet'i sevmeyebilir ki bu kişisel bir tercihtir, ancak yukarıda da belirttiğim gibi Cumhuriyet'e saygı duyulmalı! Toprak isteme mevzusu ise daha karışık o konuya bu yazıda girmeyeceğim...

Gülse Birsel -aklınca- Osmanlı Padişahlarını -özellikle Sultan Abdülhamit'i- küçümserken kendisini ve Cumhuriyet'i yüceltme hatasına düşüyor:
"Nilhan Hanımcığım, benim dedeler Osmanlı sultanı değillerdi ama çok kral adamlardı. Napolyon’un “Benden daha zengin tek insandır” dediğini iddia ettiğiniz 2. Abdülhamit padişahımız (ki o doğduğunda Napolyon ölmüştü, neyse üstünde durmayacağım) gibi varlıklı değillerdi tabii. Galatasaray Adası'nı filan bırak, bir elma bahçesi bile yok bize dededen kalan. Ama çok acayip İstiklal madalyaları var. Dizi dizi. Artık kaç yerlerinden yaralandılarsa bu memleketin bağımsızlık savaşında, bildiğin koleksiyon olmuş. “Bildiğin” diyorum da o dönemleri bilmezsiniz, sizin aile yurtdışındaydı sanırım! E biz de n’apalım, sizin dedeler gidince, ailecek kendi sultanlığımızı kurduk."
İlk cümlelerde Sultan Abdülhamit'in mal varlığı mevzu bahis edilmiş, ancak Osmanlı Devlet geleneğinde bu zaten padişahın doğal hakkıdır -ki çoğunlukla Hanedan bu serveti ile hayır işleri yapardı- ancak saraydaki veya köşklerdeki hiç bir şey Osmanlı Hanedanına ait değildir; Hanedan sadece kiracıdır, mal sahibi devletin kendisidir. Hanedan bu malları kullanabilir, ancak satamaz, devredemez, kendine zimmet edemez. Bunlar bir padişahtan diğerine geçer...

Özellikle yukarıdaki son iki cümle sadece Nilhan Osmanoğlu'na değil Türk tarihine ağır bir hakaret içerir. Zira Osmanlı Padişahı hem tüm Müslümanların Halifesi -ki Halifeye söylenen her söz onun nezdinde tüm İslâm alemine söylenmiş gibidir- hem de Türklerin ve Türk'ün en büyük devletinin lideridir. "Sizin dedeler gidince..." cümlesi yine tarihi okumadığı, okusa bile anlayamadığının göstergesidir Gülse Hanım'ın! Çünkü sözü edilen padişah Vahdettin, Mütareke Dönemi tartışmalı davranışları olsa da; saltanatın kaldırılmasının ardından ülkeden ayrılarak Ankara'daki meclisin yolunu açmış ve giderken yanında hiçbir şey götürmemiş, aksine yoksulluk içerisinde hayata veda etmiştir. Gülse Hanım sanırım dedelerinin Friglerden gelip kendi sultanlığını kurduklarına inanıyor! Zira başka türlüsü Cumhuriyet kurulmadan önce dedelerinin Osmanlı tebaası olduğunu kabul etmeli...

Tez olarak 80 milyonu ortaya atması ve böylece mühim hatalarından sıyrılmaya çalışması da çok traji-komik bir vakıadır. Zira Cumhuriyet kurulduktan 4 yıl sonra 1927'de bile Türkiye nüfusu 13.648.987 kişi olarak kayıtlara geçmiştir.⁽¹⁾ Bu nüfusun en az yüzde 70i de Osmanlı Devleti vatandaşı iken Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmuştur.

Gülse Birsel senarist aynı zamanda. 19 yaşından beri yazıyormuş; ancak sanırım hep okumayı unutarak yazmaya devam etmiş! Güya -aklınca- dalga geçtiği Abdülhamit olmasaydı belki Osmanlı Devleti 50 yıl daha erken yıkılacak ve bugün Osmanlıyı yererek yücelttiği Cumhuriyet kurulamamış olacaktı... Sadece fikir olsun diye -afedersiniz- "eşek gözlüğü" ile bakarsak tarihte ve sosyolojide "Anakronizm" denilen hataya düşeriz. Anakronizm, yani; geçmişe günümüz koşulları, bilgisi ve kültürü ile bakmak...

Gülse Hanım'ın İstiklâl Madalyalı dedelerini -gerçekten- saygı ve rahmetle anıyorum. Ancak tarih okumamış ama dedelerinden de öğrenememiş Gülse Birsel. Zira Kurtuluş Savaşına katılan halk Türkiye Cumhuriyeti Devletini kurmak için değil; vatanı ve halifeyi 'gâvur'dan kurtarmak için savaştı, gazi oldu, şehit oldu...

Son sözleri ben söylemiyorum, Cumhuriyet'i kuran Mustafa Kemal Atatürk'ün sözleri ile bitirmek istiyorum; belki bu yazıyı okur da Atatürk'ten tarih dersi alır...
“Büyük devletler kuran ecdâdımız büyük ve şümullü medeniyetlere de sahip olmuştur. Bunu aramak, tetkik etmek, Türklüğe ve cihana bildirmek bizler için bir borçtur. Türk çocuğu ecdâdını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.”
“Tarihini bilmeyen milletler, yok olmaya mahkumdur.“ 
“Evvelâ millete tarihini, asîl bir millete mensup bulunduğunu, bütün medeniyetlerin anası olan ileri bir milletin çocukları olduğunu öğretmeliyiz.”
“Tarih hayal mahsulü olamaz.”  
Bu yazımı beğendiyseniz, daha önce buna benzer bir yazıya eleştiri olarak kaleme aldığım "Ecdad Diye Övündüğümüz Osmanlı?" yazımı okuyabilirsiniz.

20 Oca 2017

Osmanlı'yı Cihan Devleti Yapan Bir Sır

Osmanlı Devletini 623 yıl ayakta tutup bir cihan devleti haline getiren elbette pek çok sebep ve politika var, ancak burada döneminde başka devletlerde pek bulunmayan bir özelliğinden bahsedeceğim.
osmanli-devleti-16yy
16. yüzyılda Osmanlı Devleti
Bir uç beyliği olarak teşekkülü, kuruluşu, gelişmesi ve büyük bir hakanlık(imparatorluk kelimesini sevmiyorum, nedenini başka bir yazıda açıklayacağım) olarak dünya tarihine yön vermesi ile Osmanlı Devleti apayrı bir siyasi ve askeri tarihe sahip olsa da onun -malesef ki- en az bildiğimiz yönü sosyal ve ekonomik tarihi. Oysa Osmanlıyı yüzyıllar boyunca ayakta tutan en önemli sırlardan birisi ne askeri, ne siyasi ne de politiktir; "İnsan'a insan olduğu için değer vermek!"

Bu kadarı açıklayıcı olmayabilir, o halde gelin biraz derinlere inelim:

Avrupa toplumu 17. yüzyılın sonlarına kadar; askerler, soylular, rahipler, köylüler gibi çok çeşitli sosyal ve siyasal sınıflara ayrılıyordu. Kimi zaman soyluların, kimi zaman da rahiplerin elinde zanaatkar, köylü ve köle sınıfı eziyet çekiyor; hayvan muamelesine tabi oluyordu. Bu sınıflar arasında geçiş yapmak pek çok yerde imkansızdı. Doğduğunuz sınıfın bir üstüne çıkabilmeniz için bile akıl almaz çabalar göstermeniz gerekiyordu. Dini öğütlemek ve yüceltmek maksadıyla var olduğu söylenen ve halktan daha mütevazı bir hayat yaşamaları caiz olan rahipler zenginlik ve sefa içerisinde yaşarken fakir Hristiyanlar açlık ve sefalet içerisinde yaşamaya çalışıyorlardı. Bir köylünün değil devlet memuru olması; okul okuması bile olacak şey değildi!

Avrupa'da tüm bunlar ve daha fazlası yaşanırken Osmanlı'da Müslümanlar ile Zimmîler beraber yaşıyor, Hristiyan ve Yahudiler kendi örf adet ve geleneklerini, dinlerini rahatlıkla eda edebiliyorlardı. Osmanlı serhatlerde Hristiyanlardan oluşan birlikler oluşturup kendi ordusuna dahil ediyor, devşirme ile köylerden kasabalardan aldığı çocukları eğiterek Osmanlı sarayında görevlendiriyor veya memur, asker olarak yetiştiriyordu.

Osmanlı topraklarında reâya(halk) statüsünden devlet kurumlarına veya askerliğe geçiş için sadece üç şart vardı:

  1. Devlete hizmet etmek.
  2. Dine hizmet etmek.
  3. Osmanlı adabını bilmek.
Verilen görevi layığıyla ve en iyi şekilde yerine getirerek devlete ve dine hizmet etmek, Osmanlı adet, gelenek ve örfüne bağlı olmak yükselmeniz için yeterliydi. Zira 16. yüzyılda Osmanlı Sarayına giden Avusturya elçisinin Kanuni Sultan Süleyman'ın huzurunda iken gördüğü manzara ve anlattıkları başka söze mahal vermemektedir:
Biz huzurda iken büyük bir kalabalık vardı; vilayet beylerleyleri, süvariler, sipahiler, yeniçeriler burda idiler. Bu koca mecliste tek bir kişi yoktu ki bulunduğu konumu kendi yeteneğine ve cesaretine borçlu olmasın. Hiç kimse filanın neslinden, falanın soyundan gelmiş olmak dolayısıyla, diğerlerinden yüksek bir mevkiye çıkamaz. Herkesin vazife ve işi ne ise ona göre itibar edilir. Bundan dolayı Türkler arasında merasimle üstünlük kavgası yoktur. Herkese bizzat sultan görevini verir. Bunu yaparken ne zenginliğe, ne anadan doğma babadan gelme asalete bakar, ne de boş ricalara, yalvarmalara, ne tavsiyelere... Bir adayın içerisinde bulunduğu gücü ve şöhreti hiç kale(kaale değil) almaz. Yalnız yetenekle zekaya bakar, karaktere bakar. ...Türkiye'de herkes konumu ve geleceğinin kurucusudur. 
 Yukarıdaki cümleleri bizzat yaşayıp aktaran Avusturya elçisi tahlillerinin devamında devletin hudutlarını boyuna genişletmesini ve bu hale gelmesini "dağdaki çobanın, Osmanlı Sarayında vezir olabilmesi" hürriyetine bağlar. Gerçekten de Osmanlı tarihi -kimi lakap olsa da- pek çok Çoban Paşalar ile doludur. Bunların en ünlüsü Serdar-ı Ekrem olarak Kanuni'nin 2. vezirliğini de yapmış olan Çoban Mustafa Paşa'dır. Ayrıca bu insanlar çobanlıktan geldikleri için küçük görünmezler bununla övünür ve övülürler, çünkü çobanlık peygamber mesleğidir.

Osmanlı insanı "yaratılmışların en şereflisi" olarak gördüğü için ona değer vermiş, cezalarda da Çinde olduğu gibi suçlunun tüm soyunu ve Avrupa'da olduğu gibi ailesini suçlu tutmamış, suçu sadece kişinin şahsiyetine yüklemiştir. Bununla ilgili çok güzel ancak aynı zamanda acılı hatıralardan biri yakın tarihimizde Sultan Abdülhamit'in 31 Mart Vak'asında hâli sırasında yaşanmıştır. Olay şöyledir:
Abdülhamit'in henüz ağabeyi V. Murat yerine tahta geçtiği yıllardır. Ali Suavi adında bir gazeteci -muhtemelen İngilizlerle de işbirliği yaparak- Abdülhamit'i tahttan indirerek yerine akıl sağlığı pek yerinde olmayan V. Murat'ı tekrar tahta geçirmek için 300 kişi ile Çırağan Sarayı önünde isyan başlatır. Orada bulunan Hasan Paşa olaya müdahale eder, isyan bastırılır; Ali Suavi ve bazı isyancılar orada çıkan çatışmada öldürülür. Bazıları da yaralanır veya tutuklanır. Tutuklananlar arasında Süleyman Bey adlı bir şahıs vardır. 3 yıl hapis cezasına çarptırılır. Süleyman Bey'in oğlu Mahmut Şevket ise o sırada bir Harbiye öğrencisidir. Babasının yaptığı dolayısıyla kendisine suç isnat edilmez ve okuluna devam eder. Babası 3 yıl sonra hapisten çıkar, kendisi de Harbiyeyi sınıf birincisi olarak bitirip rütbe alır. Almanya ve Fransa'da göreve gönderilir, pek çok dil öğrenir ve 34 yaşında Albay rütbesine terfi edilir. Ancak bağlı bulunduğu Serasker tarafından verilebilen en yüksek rütbe budur. General rütbelerini Serasker önerir, Padişah siciline bakıp imzalar veya bekletir. İşte 1895 yılında Albay Mahmut Şevket'in sicil dosyası II. Abdülhamit'in önüne koyulur. İyi bir eğitim almış ve pek çok yararlı görevde bulunmuş Albay Mahmut Şevket'i Sultan bizzat tanıyor ve takip ediyordur. Ancak tek kusuru babasının Ali Suavi vakıasında kendisini hakkı olmadığı halde tahttan indirmeye cüret etmiş olmasıdır. Osmanlının temiz saflığı ve yukarıda da bahsettiğimiz 'suçu şahsa atfetme' görüşü nedeniyle Abdülhamit kendisinden çok şey beklediği ve memnun olduğu Mahmut Şevket'i generalliğe yükseltir. Daha sonraları kendisini merkezi Selanik'te olan 3. Ordu Kumandanlığına getirir, ayrıca Birinci Mecidi ve Murassa nişanlarını da verir.
Hikâyemiz bu mutlu sonla bitsin isterdik, ancak olayın devamı şöyle gelişir;
Meşrutiyetin ilanı üzerinden henüz bir yıl geçmeden Mahmut Şevket Paşa Selanik'ten "Harekat Ordusu" adıyla çoğunluğunu Balkanlardaki eşkıyanın oluşturduğu bir ordu ile İstanbul'a gelir ve türlü hakaretler saydırdığı Sultan Abdülhamit'i tahttan indirir. Üstelik Sultan Abdülhamit, sarayda ona bağlı bulunan zamanın bordo berelileri olan hassa birliklerini kardeş kanı dökülmesin diye harekete geçirmez...

Kendisini terfi edip, nişanlar verip devletin en büyük ordularından birinin başına geçiren Sultan Abdülhamit'e Mahmut Şevket Paşa'nın minneti böyle vuku bulmuştur. Aşağıda "Mahmut Şevket Paşa'nın 31 Mart Olayı Sırasındaki Ses Kaydı"nı dinleyebilirsiniz. Son karar sizlerin...

Sadede gelecek olursak bu sadece II. Abdülhamit'in değil, hemen hemen tüm Osmanlı padişahlarının fikriyatıdır tıpkı ataları Osman Bey'e Şeyh Edebali'nin söylediği gibi: "İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın!"

10 Oca 2017

Mehmetçik'e Mektup

mehmetcige-mektup
Tüm Kahraman Mehmetçiklerimize İthaftır.
Millet olarak çok zor zamanlardan geçiyoruz. Her gün şehit haberleri ve patlamalarla, saldırılarla yüzleşiyoruz. Millet olarak metanetimizi korumaya devam etsek de yüreğimize her gün bir acı daha saplanıyor. Ancak bizi bıktırmaya çalışanlar Türk Milleti ve onun ordusunun ne denli kuvvetli ve kudretli olduğunun maalesef ki farkında değiller. Ben de hem kendimize, hem de düşmanlarımıza bunu hatırlatmak için naçizane bir mektup yazdım. Kahraman Mehmetçik'e...
"Sizler 'yenilmez' denen Çin ordusunu perişan eden Mete Han'ın, 'yıkılmaz' denen Bizans'ın surlarını yerle bir eden Peygamber duası almış Fatih'in, bugün toprakları üzerinde 52 devlet kurulmuş koca bir İmparatorluğun & 16 büyük devletle tarihi şanla şerefle, onurla dolduran bir milletin torunları olduğunuzu hatırlayın!
Sizler dünyanın en güzel ve kutsal olduğu kadar en ağır bedelleri isteyen topraklarının bekçilerisiniz. "Peygamber Ocağı" denilen yerde, Hz Peygamber'in adını gururla taşıyan "Mehmetçik"siniz. Sizler ailelerinizin olduğu kadar; bu vatanın evlatları, bizlerin de evlatları, ağabeyi ve kardeşisiniz.
Sizler; Atatürk'ün "Dünyanın hiçbir yerinde yüreği seninkinden saf ve temiz bir askere daha rastlanmamıştır." diye övdüğü askerlersiniz. Napolyon'un bile "Bana Türklerden kurulu bir ordu verin, size dünyayı esir alayım!" dediği, Çanakkale'de bize karşı savaşan Avustralyalı Komutan Montecuccoli'nin "Türkler ölmeyi iyi biliyorlar, hem de çok iyi biliyorlar. Ben de ölmeyi bilen bir milletin yenilemeyeceğini bilecek kadar tecrübeliyim." itirafını yapmasına vesile olan bir milletin ordusu ve askerlerisiniz.
Bir asker şehit olduğunda bir ana evlatsız, bir çocuk yetim, bir kardeş abisiz kalıyor, vatana acı, yüreklere ateş düşüyor. Elbette dualarımız, dileğimiz, umudumuz her daim sizlerledir. Ancak takdir ne ise o olur. Yeri geldiğinde Peygamberlikten sonra en şerefli mevkiyi gülerek ve severek kabul eden bu milletin yenilmezlik sırrı budur: Şehitlik! Bizden öncekiler nasıl bu vatanı kanları ile sulayıp bizlere hediye ettilerse; biz de onların emanetini daha da faziletlendirip çocuklarımıza, torunlarımıza hediye edeceğiz; gerekirse bizler de ordumuz ile et-tırnak olacak ve vatanımızı müdafaa edeceğiz. Şehit kanıyla yoğrulduğu için kutsal saydığımız bu toprakları, evlatlarımıza, torunlarımıza da "şehit kanıyla yoğrulmuş" şekilde bırakmak da bu güzel topraklarda yaşamanın ağır ama en şerefli bir bedelidir.
Yüreği vatan aşkı ile yanıp tutuşan bu milletin namuslu ve vefakar her bir ferdi, her birinize ayrı ayrı minnettardır. Hepinize selam olsun! Vatan size, siz Allah'a, sevdikleriniz ise bize emanettir. Gözünüz arkada kalmasın. Allah yâr ve yardımcınız olsun!

Bildirim

Copyright © Mavi Blog | Powered by Blogger

Design by Anders Noren | Blogger Theme by NewBloggerThemes.com