12 Ara 2014

"Diriliş: Ertuğrul" Dizisi Ayrıntılı İlk Bölüm Eleştirisi


Bu yazıda; TRT 1 ekranlarında Çarşamba akşamı(10.12.2014) yayınlanmaya başlayan ve Osmanlı Beyliği'nin kurucusu Osman Bey'in babası Ertuğrul Gazi'yi anlatan Diriliş: Ertuğrul dizisinin ilk bölümünün tarihi gerçeklik, senaryo, oyunculuk ve kurgu gibi değişik açılardan eleştirisi yapılacaktır.


Önce eleştirinin ne olduğundan bahsetmek istiyorum. Milletimiz genelde karamsar olduğundan eleştiriyi de o manada anlamaya ve yorumlamaya meyillidir. Eleştiri, herhangi bir konu, durum ve olayı doğru ve yanlış yönleriyle tartışmaktır. Eleştiride, eleştirilenin hem doğru hem de yanlış yönleri belirtilir. Ben de bu ilk eleştiri yazımda Çarşamba akşamı TRT 1'de ilk bölümü yayınlanan Diriliş: Ertuğrul dizisinin ayrıntılı bir eleştirisini yapacağım.

Diziyi, 4-5 ay önce yayınlanmaya başlanan "Pek Yakında" fragmanı çıktığı günden beri sabır ve heyecanla bekliyordum. Daha önce de aynı heyecan ve sabırla yine bir TRT dizisi olan Kızıl Elma'yı beklemiştim. Açıkçası bu dizi benim için tam anlamıyla kesin bir hayal kırıklığı olarak kalmıştı. 2006-2008 yılları arasında Star'da yayınlanan Köprü dizisinden beri hiçbir Türk dizisini bir bölümden fazla izlememiş biri olarak Diriliş Ertuğrul'dan beklentim çok yüksekti. Beklentilerimi de yeteri kadar karşıladığını belirtmeliyim. Öncelikle dizinin yapım süreci ve verilen emek hakkında kısaca konuşalım:

10 aylık çekim sürecinde bulunulan dizi için büyük bir oba kurulmuş, 3 ay kadar uzun bir süre sadece tarihi araştırma yapılmış, kostümler için kumaşlar yurt dışından getirilmiş, efekt ve dövüş koreografileri için Holywood'da ünlenmiş Kazak bir ekip Türkiye'ye çağrılmış. Bunların dışında yine özel olarak kurgu üzerinde 3 gün boyunca tartışmalar yapılmış. TRT tarihinin en büyük projelerinden biri olarak gösterilen Diriliş Ertuğrul'a TRT'nin 50. yılı nedeniyle de büyük bir maddi kaynak ayrılmış...

MEKAN TASARIMLARI, EFEKTLER VE MÜZİK



Ekibin dizideki obayı kurarken çok fazla emek harcadığı belli oluyor. Çadırların dış mimarisinden iç dizaynına kadar hemen her şey dönemine uygun ve yerinde tasarlanmış. Mekanlar seyirciye 13. yüzyıl sonlarında yaşıyormuş havası vermek için ideal hale getirilmiş. Bozkır kültürünün halen Türkmen boylarında devam ettiği algısı mekan çekimlerinde de yerli yerince işlenmiş. Bunlara ek olarak küçük ayrıntılar da zekice düşünülmüş. Örneğin tahta kaşıkla yemek yenmesi, bakır güğümler, kayı boyunun simgesi, Süleyman Şah'ın otağı... Bizans mekanları da gerçeğe yakın olacak şekilde tasarlanmış.

Kostümler, 13. yüzyılın konar-göçer Türkmen boylarını tasvir etmede yeterli ve dengeli, oklardan tutun da başlıklara kadar hemen her şey doğru ve gerçeğe yakın şekilde tasarlanmış. Kostüm konusunda yanlış yapılan tek bir yer görebildim. O da Tapınakçıların kostümleri; Tapınakçılar beyaz üzerine kırmızı haç değil, siyah üzerine kırmızı haç damgalı üniformalar giyinirdi. Tabi ki bu her dizide olması muhtemel küçük bir ayrıntı sadece...

Dizide çok fazla efekt yok ancak, gerekli yerlerde gereken efektler kusursuza yakın bir şekilde koyulmuş, ayrıca dizide fazla bir efekte de ihtiyaç olmamış, en azından ilk bölüm için. Dövüş sahneleri gerçekçi denecek kadar iyi bir koreografiye oturtulmuş. Tabi bunda yukarıda da bahsettiğim Kazak ekibin büyük payı var.


Dizinin müziklerine gelince, Alpay Göktekin'e aitler. Özellikle Jenerik müziği benim çok hoşuma gitti. İlk dinlediğinizde tını olarak Dombra'yı andırsa da devam ettiğinizde aslında çok farklı ve diziye yakışır bir müzik olduğunu hissediyorsunuz. Gerçekten de dönemin havasına yakışır bir müzik olmuş ve tamamen Orta Asya Türk ezgileri kullanılmış, hiçbir İslamî ögeler içermeyen bir müzik türü olsa da dizinin atmosferine bir eksi katmadığını, aksine pek çok artı getirdiğini söylemek mümkün...

OYUNCULUK, SENARYO VE KURGU



Serdar Gökhan, Hakan Vanlı, Hülya Darcan gibi pek çok usta oyuncuyu bünyesinde barındıran dizi kadrosuyla muhteşem duruyor. Oyuncular, -genel itibariyle- oyunculuk manasında iyi olmasına rağmen dizide büyük bir diyalog sorunu var. Diyaloglar 13. yüzyılın yalın Türkçe'sini karşılamakta çok yetersiz kalıyor. Dizinin danışmanları Tarihçi yazar Prof. Feridun Emecen, İlahiyatçı yazar Prof. Ekrem Demirli yine bir tarihçi olan ve daha önce pek çok projede yer almış Yrd. Doç. Hilmi Arıç.  Ben dizinin ilk bölümünü izlediğimde, keşke 3 Tarih Danışmanı alacağına 2 Tarih Danışmanı ve bir tane de "İslam'a Geçiş Dönemi Türk Dili" konusunda uzman Edebiyatçı alsaydılar diye düşündüm. Gerçekten de konuşmaların içinde neredeyse hiç 13. yüzyıl Türkçesi yok. "21. yüzyılda yaşıyoruz, 13. yüzyılı nasıl anlayalım?" derseniz 13. yüzyıl Türkçesi'nin 19. yüzyıl Türkçe'sinden daha kolay anlaşılır olduğunu hatırlatayım. Çünkü o dönemde Türkçe daha yalın, daha az yabancı dilden etkilenmiş durumda. Bu diyalog eksikliğini gideren bir unsur da atasözü, özdeyiş tarzı cümlelerin konuşmalar arasına ustalıkla serpiştirilmiş olması. Gerçekten bu cümlelerden en az bir tanesi halen izleyenlerin aklındadır.

Oyunculuktan devam edelim... Oyuncular bana dönemleri ile ilgili pek araştırma yapmamışlar gibi hissettirdi. Ya da buna pek zamanları olmadı, bilemiyorum. Ama dönemin ruhunu yansıtmakta biraz eksik kalıyorlar gibi. Bunu da dizinin diğer artıları kapatıyor sanırım. Oyunculuk anlamında en iyi işi çıkaran kişinin tüm bölüm boyunca ses tonu, vakarlı duruşu, anne şefkati ve toparlayıcı kişiliğinin yanında hitap şekliyle Hayme Ana karakterini canlandıran Hülya Darcan olduğunu düşünüyorum.

Senaryo ve kurguya gelelim... Özellikle yukarıda bahsettiğim diyalog meselesinin en çok da senaristlerden kaynaklandığını düşünüyorum. Oyuncu her ne kadar kendinden bir şeyler katsa da, siz ne yazdıysanız onu okur. Bu durumda dizinin senaristleri Mehmet Bozdağ ve Atilla Engin'in senaryoyu inşa ederken daha dikkatli davranmaları gerektiğini düşünüyorum. Dizilerde konu olarak aşkın işlenmesine karşı değilim ama tarihi bir dizide olayları aşka bağlayarak işlemek ve diziyi tarihi dizi yerine romantik bir diziye çevirmenin mantığını bu tür dizilere yakıştıramıyorum. İlk bölümde kendini çok hissettirmese de gelecek bölümlerde dizide aşkın daha fazla işleneceği endişesini yaşıyorum...

TARİHİ GERÇEKLİK



Tarih bölümü öğrencisi olduğum için tahmin edersiniz ki en önemli kısmı bu konuya ayırdım. Zaten eleştirdiğimizin tarihi bir dizi olduğundan hareketle bu oldukça normal bir durum. Şu ana kadar müziklerin döneme uyumluluğundan, kostümlerin ve mekanların gerçekliğinden bahsettik. Ancak "Tarihi Gerçeklik" alt başlığında dizi ile ilgili bazı tarihi yanlışlardan bahsedeceğim...

Dizideki belki de en bariz ve en büyük tarihi hata Ertuğrul Bey'in babası Süleyman Şah'tır. Tarihi araştırmaların 3 ay sürdüğünü en başta belirtmiştik, zira bu araştırma sürecinde en azından Diyanet İslâm Ansiklopedisi'nin Ertuğrul maddesine göz atan biri bile Ertuğrul Bey'in babasının Gündüz Alp olduğuna kesin gözüyle bakar. Daha rahat anlayabilmeniz için şimdi bu "Süleyman Şah/Gündüz Alp" ikileminin biraz daha ayrıntısına inelim:
Ünlü Osmanlı ilk dönem tarihçileri(vakanüvisleri) Aşıkpaşazade ve Neşri, Ertuğrul Gazi'nin babasını şecerelerine Süleyman Şah olarak kaydetmişlerdir.  İlk Osmanlı tarihçilerinden Ahmedî, Enverî ve Karaman da Ertuğrul'un babasının Gündüz Alp olduğunu belirtmişlerdir. Bu tartışma uzun bir süre iki tarafın da birbirine üstünlük sağlayamaması şeklinde devam etse de Osman Bey dönemine ait bulunan bir sikke tüm dengeyi değiştirmiştir. Zira sikkenin üzerinde "Osman b. Ertuğrul b. Gündüz Alp" yazılıdır. Yani Gündüz Alp oğlu Ertuğrul oğlu Osman! Bu tarihten itibaren tarihçiler Gündüz Alp'in Ertuğrul'un babası olduğuna kesin gözüyle bakmaktadırlar...
Bir diğer tarihi hata da Gündüz Alp(Süleyman Şah)'in Bursa'ya kadar gelememiş olması, Pasinler'de ölmüş olmasıdır. Ayrıca Bursa'ya gelen Kayı boyu değil, Kayı boyunun Karakeçili oymağıdır. Karakeçili oymağı 400 çadırlık bir oymaktır, 2000 çadır sallama bir rakamdır. Başka bir hata da tıpkı Gündüz Alp gibi Ertuğrul'un ağabeyi Gündoğdu'nun da Bursa'ya gelmemiş olmasıdır. Bu karmaşık durumu da kısaca ayrıntısına inerek tarihi süreç içinde açıklayalım:
Kayı boyu, Moğol hücumlarından kaçarak Gündüz Alp komutasında bugünkü Ahlat(Bitlis)'a yerleşir. Ancak Moğol istilâlarının bu bölgeye de sıçraması tehlikesi baş gösterince biraz daha yukarı çıkarak, Erzurum'un Pasinler Ovasına göç ederler. Gündüz Alp burada vefat eder ve boyun başına Ertuğrul Bey geçer. Bir süre sonra Gündüz Alp'in en büyük oğlu Gündoğdu diğer kardeşi Sungur Tekin'i de yanına alarak tekrar Ahlat'a geri döner. Bunun üzerine Ertuğrul da küçük kardeşi Dündar'ı alarak Batı'ya doğru harekete geçer. Bir süre Trabzon Rum İmparatorluğu'na karşı buradaki beyliğe katılarak çarpışır. Daha sonra Sivas taraflarına göç eder. Ardından, Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat tarafından Candaroğulları'na bağlı bir uç beyi olarak Bizans sınırına yerleştirilir. 
Yukarıda belirttiğim tarihi süreç içinde Ertuğrul ile ağabeyi Gündoğdu arasında bir çekişme yaşanması olasılığı yoktur. Olsa bile bu ancak Erzurum'da iken gerçekleşmiş ve muhtemelen iki kardeş birbirini bir daha hiç görmemiştir. Buna binaen dizide sofrada iken adı yadedilen ve gerçekte ağabeyi Gündoğdu ile birlikte giden Sungur Tekin'in de Bursa'da olma ihtimali yoktur. Ertuğrul'un en küçük kardeşi Dündar, dizide 13-15 yaşlarında bir çocuk olarak tasvir edilmektedir. Ertuğrul'un oğlu Osman Bey ile Osman'ın amcası Dündar arasında en fazla 10 yaş fark vardır. Umarım yakında Osman Bey doğar...

Kostümlerle ilgili kısımda bahsetmiştim; Tapınakçılar beyaz değil, siyah üzerine kırmızı haç bulunan üniformalar giyiyorlardı. Ayrıca o dönem içinde Ertuğrul'un Tapınakçılarla hasbi-hal ettiğine dair bir bilgi ve belge yoktur. Benim bildiğim Osmanlıların Tapınakçılarla ilk karşılaşması Batı'ya doğru genişlerken, Viyana harbi sonraları olmuştur. Ayrıca Ertuğrul'un Bizans'a komşu bir uç beyi olması dolayısıyla Tapınakçılardan çok Bizans ile mücadele içinde olması daha gerçekçi bir yaklaşımdır.

Dizide Ertuğrul'un yardımcısı konumundaki Bamsı Beyrek adlı karakter Dede-Korkut hikâyelerinde adı geçen bir kahramandır, muhtemelen senaryoyu doldurması için yaratılan hayali bir karakterdir. Bunun yanında yine ilk bölümde tanıdığımız kötü karakterli Selçuklu kumandanı Kara Toygar da uydurma bir karakterdir. Bu bir kuş adıdır. Ayrıca bu herhangi bir Selçuklu Kumandanı olsa dahi, bizzat Selçuklu Sultanı tarafından yurt tayin edilen bir uç beyine emir vermesi, tehdit etmesi, obasını basması tarihi gerçeklikten yoksundur...

SONUÇ


Yukarıda -tarihi gerçekliğe kadar- bahsettiğim kısımlar dizi ile ilgili kendi görüş ve düşüncelerim, Tarihi Gerçeklik kısmı ise var olan tarih bilgim ve araştırmalarımla elde ettiğim sonuçlar ışığında ortaya çıkanlardır. Tarihi kısımda bahsettiklerime ehemmiyet vermeyenler bizzat bu bağlantıdan Prof. Dr. Fahamettin Başar'ın yazdığı DİA(Diyanet İslâm Ansiklopedisi)'nın Ertuğul Gazi maddesini okuyabilirler...

Sonuç olarak Diriliş Ertuğrul, yayınlandığı ilk bölümde bile büyük beğeni toplayan ve sırf bu yüzden ardarda iki kez yayınlanan, yayınlandığı akşam diğer tüm dizi ve programları geçerek reytingleri alt üst eden, Türk izleyicisinin ilk bölümünü gerçekten çok beğendiği bir dizidir. Tarihi Gerçeklik kısmında diziyi her ne kadar "yerden yere vurmuş" gibi olsam da diziyi ben de çok beğendim ve ikinci bölümünü izleyeceğimden eminim. Siz de ikinci bölümü izleyecek olanlardan biriyseniz, Diriliş Ertuğrul dizisinin ilk bölümüne dair yaptığım bu eleştiriyi ikinci bölümün fragmanını vererek tamamlıyorum. Daha güzel bölümlere inşallah...

11 yorum:

  1. Çok güzel bir eleştiri olmuş. Şu aşkı illa işin içimüne sokmaca olayından ve tarihi dizilerin bizdeki malum abartılı durumlarından solayı hiç şans vermedim bu diziye ama bi bakalım olmazsa:)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. "Aşk" olsun tabii ki aşksız olmaz ama bu eğer tarihi bir dizi ise aşk tarihin önüne geçmesin. Tarih gerçekliği-akılcılığı, aşk duyguyu versin...

      Değerli yorumunuz için teşekkür ederim...

      Sil
    2. Dizdeki omer rolunu oynayan cesur genc cok cabuk diziden alindi,, dizinin tadi kacacak gibi geliyor bence bir sure daha devam etmeliydi omer diziden ayrilirsa cok puan kaybeder bu dizi omer en az Ertugrul kadar sevilen bir rolu vardi.

      Sil
    3. Omer diziden CIKMAMALI BiZ iZLEYiCiLER COK SEViYORUZ OMER,i YARASI MUTLAKA TEDAVI EDILMELI diyoruz

      Sil
    4. Açıkçası 3. bölümden sonrasını izlemeye fırsatım olmadı. Ömer anladığım kadarıyla bir yan karakter?

      Sil
  2. Ne yalan söyleyeyim böyle bir diziye ihtiyaç varmış,ben izlemekten çok zevk aldım

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Evet böyle bir diziye ihtiyacımız olduğu konusunda sizinle hemfikirim. Umarım kalitesini bozmayan bir "tarihi" dizi olarak devam eder...

      Sil
  3. Kemal Durmuş
    Dikkatimi çeken detaylardan biri oba çamur içinde iken çadırın içine giren kişilerin ayaklarında hiç çamur olmaması, çadır içindeki halıların üzerinde çamur lekelerinin olmaması, çok saçma geliyor. çadıra girerken ayakkabı çıkarırken bir sahne olsa ayakkabı çıkardıklarını düşünüp anlayacağım ama çizmeler pırıl pırıl.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız Kemal Bey, küçük ayrıntılar gözden kaçabiliyor bazen. İyi yakalamışsınız. Ama sinema dünyasında olabilecek hatalar bunlar, çok da mühim değil kanımca... Yorumunuz için teşekkür ederim...

      Sil
  4. Eleştiri yorumunuzu gayet güzel ve faydalı buldum. Üslup ve tarz olarak gayet yapıcı ve yerinde eleştiriler, keşke bunu toplum olarak yapabilsek.

    P.S.: Ben ilk bölümü kaçırdığım halde şu ana kadarki diğer üç bölümü gayet beğenerek izliyorum, tabi burada da belirttiğiniz tarihi gerçekliklerdeki detayları gözden kaçırarak. Bazen cehalet daha tatlı geliyor insana.

    Selametle..

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Evet, ben de diziyi tarihi detaylara takılmadan izlemeye çalışıyorum -ki ancak öyle bir tad alabiliyorsunuz- ama Tarihçi vasfı bazen daha ağır basmıyor değil...

      Değerli yorumunuz için teşekkürler...

      Sil

Yorumlarınız kişiliğinizin göstergesidir. Ahlak kuralları çerçevesinde her eleştiri kabulümüzdür...

Bildirim

Copyright © Mavi Blog | Powered by Blogger

Design by Anders Noren | Blogger Theme by NewBloggerThemes.com