3 Nis 2014

Yerel Seçimlerin Ardından Neyi Konuşmalıyız?

Yalova ve Ankara başta olmak üzere pek çok yerde sandık karmaşaları, seçim skandalları devam ederken bu yazıyı kaleme almak istedim. Bir, beş, on, beşyüz oy fark olsa da bu seçimi iktidarda olan parti 2009 yılına kıyasla en az %7'lik bir artışla önde götürmektedir. Seçimlerde yapılan hileler kural hataları, yanlışlıklar ve trafolara giren kedi(!) meseleleri mutlaka açıklığa kavuşturulmalıdır; burası gerçek ancak bu da genel sonucu değiştirmeyecektir.


Seçimlerin hemen ardından ülkece ve siyasetçiler nezdinde konuşmamız gereken şeyler olduğunu düşünüyorum. Bunlardan ilki Türkiye'de muhalefetin durumu, ikincisi önümüzdeki Cumhurbaşkanlık seçimi ve son olarak da hükümetin bundan sonra izleyeceği yol...

1. Türkiye'de Muhalefetin Durumu

Seçimlerden sonra konuşmamız gereken ilk şey Türkiye'de muhalefetin durumu olmalı. Türkiye'de sol partilerin iktidara gelmesinin üzerinden uzun bir süre geçti. Bunu pek çok nedene bağlayabiliriz, ancak mevcut günümüz muhalefeti için durum biraz farklı. Sol partilerin iktidar olmasında çok farklı etkenlerin olduğu malum, ancak bunların içinde en önemlilerden biri de bu partilerin pek çoğunun net, keskin ve gerçekçi bir çizgide yürümüş olmalarıdır. Güçlü muhalefet, güçlü başkanlarla ve gerçekçi bir iç tüzükle oluşur. Ana muhalefetin iç tüzüğü gerçekten çok iyidir, ancak uygulama kısmına geldiğimizde derin bir hüsrana uğramamak imkansız. Günümüz Türkiyesi'nde muhalefetler zayıf kalmaktadır. 52 milyon seçmenden 25 milyona yakınının tek bir partiyi tercih etmiş olması o partinin mükemmel oluşundan değil; aksine muhalefetin zayıf kalışındandır.

Ayrıca son yıllarda ana muhalefet, planlı olsa da olmasa da bazı olayların içinde aktif rol almış ya da bu oluşumları gizli veya açık şekilde desteklemiştir. Yakın dönemde gördüğümüz Gezi Parkı ve Taksim olayları(başta meşru ve legal olsa da) neredeyse bir iç savaşa dönüşmüş, Türkiye'ye, devlete ve halka büyük zararlar vermiş ve meşruiyetini yitirmiştir. Ana muhalefet bu olaylara açık bir şekilde destek vermiş ve sonuna kadar da arkasında durmuştur. İktidar kaset ve tape skandalları ve bazı iftiralarla sıkıştırılmaya çalışılsa da bunu alt etmeyi(bazıları için "örtbas etmeyi"), seçim öncesinde yerini ve sağlamlığını korumayı başarmıştır. Oysa ki muhalefet, iktidar ile tabiri caizse "dalaşmak" yerine; yasadışı ve millete zarar veren olayların destekleyicisi olmaktan kaçınmalı, hükümeti bir bütün olarak eleştirmeli ve bu eleştirileri yaparken gerçekçi olmalı, ayrıca mevcut hükümet dönemindeki sorunları belirleyip bu sorunlar için çözüm üreterek halkın karşısına geçip oy istemelidir. Ancak mevcut ana muhalefet seçim boyunca kişi bazlı eleştiriler yapmış,olayların ve sorunların arkasına saklanarak iktidarı hedef almış ve bunlardan prim yapmaya çalışmıştır. Türkiye'nin kesinlikle; gerçekçi, güçlü ve etkili bir muhalefete ihtiyacı vardır.

2. Cumhurbaşkanlığı Seçimleri

Bazıları inkâr etse de son dönemlerde, cumhuriyetin ilk yıllarında olduğu gibi devlet yönetimi felsefemiz Rusya örneğini rol-model olarak alıyor. Rusya'da Medvedev-Putin ikilisinin devleti nasıl el değiştirerek yönettiğine açık bir şekilde şahit oluyoruz. Benim kanaatime göre ülkemizde de buna benzer bir yöntem kullanılacak. Her ne kadar Başbakan "Ben Cumhurbaşkanlığı'na aday olmayacağım." diyorsa da en azından kendi safından güvenilir birini Cumhurbaşkanlığı için aday gösterecektir. Bu da Federal bir devletin altyapısını oluşturma aşamalarından biridir. Önümüzdeki günlerde Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile ilgili tartışmalar ülke gündemine oturacaktır. Hep beraber bekleyip neler olduğunu göreceğiz...

3. Hükümetin Bundan Sonra İzleyeceği Yol
 Resmin kaynağı için üzerine tıklayın...!

17 Aralık'ta resmi olarak başlayan Hükümet-Cemaat çatışmasının üzerinden neredeyse üç ay geçti. Bu süre içinde cemaat her yolu deneyerek hükümeti ezmeye, yok etmeye çalıştı. Şunu belirtmekte fayda var; bu "AKP-Cemaat" kavgası değil, "Hükümet-Cemaat" kavgasıdır esasında... Cemaat, sadece AKP'ye değil; topyekün Hükümet'e kafa tutmuştur. Hakan Şükür'ün istifası ile başlayan olaylar zinciri ilk başta hükümeti yıkabilecek gibi görünse de akabinde hükümet hemen önlemlerini alabilmiş, yerel seçimler hususunda Cemaatin yıpratma taktiğine karşı bir önceki yerel seçimlerde aldığı oyun daha üzerinde bir oy alarak bu manevrayı da başarıyla püskürtmüş, yine cemaatin gerek medya, gerekse "ablalar-abiler" yoluyla yaptığı simülatif eylemlerin de üstesinden gelmeyi başarmıştır.

Başarıya ulaşamayan Cemaat eylemlerini hükümet sürekli takip etmiş, kontrol altına almış, ancak genel manada Cemaate karşı fiili bir eylem başlatmamıştır. Bunun en büyük nedeni yerel seçimlerin tehlikeye girebilmesidir. Başbakan bir çok seçim konuşmasında da 31 Mart itibariyle esas savaşın başlayacağı sinyallerini vermişti. Bundan sonra hükümet devlet organlarını da kullanarak "paralel yapı" adını verdiği oluşumun üzerine çok büyük bir baskı uygulayacak, bu oluşumu sindirmek ve kurumsal olarak yok etmek için uğraşacak, ancak diğer yandan da hizmet hareketine salih manada girdiğini düşündüğü insanları kendi safına çekmeye çalışacaktır. Bu durum karşısında Cemaatin de son kozlarını oynaması muhtemel gözüküyor. Kısacası önümüzdeki süreç içinde bizi çok gergin ve sıcak bir savaş ortamı bekliyor. Bu savaşın galibi aynı zamanda Türkiye'nin de geleceğini büyük ölçüde değiştirecek diye düşünüyorum; iyi ya da kötü manada...

0 Yorum:

Yorum Gönderme

Yorumlarınız kişiliğinizin göstergesidir. Ahlak kuralları çerçevesinde her eleştiri kabulümüzdür...

Bildirim

Copyright © Mavi Blog | Powered by Blogger

Design by Anders Noren | Blogger Theme by NewBloggerThemes.com